1. Sessiz Tren
Gece yarısı istasyondan tek bir tren kalktı. Kompartımanda yalnızca iki kişi vardı: biri yaşlı bir adam, diğeri ise bavuluna sıkı sıkıya sarılan genç bir yolcu. Rayların tıkırtısı arasında konuşmadılar, göz göze bile gelmediler. Tren tünele girdiğinde aniden ışıklar söndü. Genç yolcu derin bir nefes aldı; bavulu biraz daha kendine çekti. Yaşlı adam yalnızca gülümsedi. Çünkü bavulda sıradan eşyalar değil, onun gençliğini gölgeleyen eski sırların anahtarı vardı.
2. Cam Fanus
Küçük bir kasabanın meydanında yıllardır duran dev bir cam fanus vardı. İçinde ne olduğunu kimse bilmiyordu; insanlar sadece saydam yüzeyde yansıyan kendi siluetlerini seyrederdi. Bir gün meraklı bir çocuk elinde küçük bir taşla fanusa yaklaştı. Taş cama değdiği anda fanus çatladı ve kasabayı sessiz bir rüzgâr kapladı. İçinden çıkan tek şey, boş bir sandalye oldu. O günden sonra insanlar o sandalyeyi görünce kendi hayatlarında oturamadıkları yerleri düşünmeye başladı.
3. Aynadaki Zaman
Bir antikacı dükkânında sıradan görünümlü bir ayna vardı. Müşteriler baktıklarında kendilerini değil, kırk yıl sonraki hâllerini görüyordu. Kimileri gülümseyerek uzaklaşıyor, kimileri dehşete düşüyordu. Aynayı satın alan son kişi, yüzünde hiçbir değişiklik olmayan genç bir kadındı. Antikacı başını eğdi; çünkü o kadın kırk yıl sonrasını beklemeyecek kadar kısa bir ömre sahipti.
4. Mektupsuz Zarf
Postacının çantasından düşen zarfta hiçbir yazı yoktu. Ne gönderici, ne de alıcı bilgisi… Kasabada herkes o zarfın kendi için olduğunu düşündü. Kimileri açmaya cesaret edemedi, kimileri boş olmasına rağmen içinden anlam çıkardı. Yıllar geçti, zarfın gerçek sahibi bulunamadı. Ama kasabanın insanları, o boşluğun içine kendi umutlarını koyarak yaşamaya devam etti.
5. Son Işık
Terk edilmiş bir deniz fenerinde hâlâ yanıp sönen bir ışık vardı. Gemiler artık o rotadan geçmiyordu, denizciler o feneri hatırlamıyordu. Fakat ışık hiç sönmüyordu. Çünkü yıllar önce denize düşen bir denizci, ölmeden önce tek bir dilek dilemişti: “Beni bekleyenler, asla karanlıkta kalmasın.”
6. Saatçi
Küçük dükkânında yıllardır eski saatleri tamir eden bir usta vardı. Bir gün dükkâna gelen genç adam, bozuk bir cep saati uzattı. Usta saate baktı, tik takları duymak için kulağına götürdü. Sonra yüzü soldu. Çünkü bu saat, yıllar önce kaybettiği oğlunun cebinden çıkmıştı. O an anladı: Zaman yalnızca ilerlemiyor, aynı zamanda geri dönüp yaraları hatırlatıyordu.
7. Kitapsız Kütüphane
Şehrin kenar mahallesinde büyük bir kütüphane inşa edilmişti. İnsanlar merakla açılış gününü bekledi. Fakat kapılar açıldığında rafların tamamen boş olduğu görüldü. Tepkiler yükseldi, kimileri alay etti. Ama bir süre sonra fark edildi ki, kütüphane kitaplarla değil, ziyaretçilerin anlattığı hikâyelerle doluyordu. Duvarlar her sesi, her sözü kaydediyordu. Ve zamanla boş raflar, görünmeyen kitaplarla doldu.
8. Kaybolan Köprü
İki köyü birbirine bağlayan eski taş köprü, her sabah yerinde duruyor, akşam olduğunda ortadan kayboluyordu. İnsanlar gündüz geçiyor, geceyse beklemek zorunda kalıyordu. Günlerden bir gün, bir yolcu köprünün gece hâlini görmek için kıyıda bekledi. Ay yükseldiğinde köprünün hâlâ orada olduğunu fark etti. Fakat yalnızca gözleri umutla bakanlar görebiliyordu.
9. Sessiz Defter
Bir öğrenci, pazardan eski bir defter satın aldı. Sayfalar bomboştu. Yazmaya başladığında ertesi gün yazdıklarının silindiğini fark etti. Yine de yazmaya devam etti. Defter, hiçbir yazıyı saklamıyor ama öğrencinin kalbinde taşıdığı her şeyi hafifletiyordu. Defter boş kalıyor, ama çocuk giderek doluyordu.
10. Gölgedeki Misafir
Bir evin duvarına akşamüstleri garip bir gölge düşüyordu. Ev sahibi başta kendi gölgesi sandı, fakat hareketleri onunla uyuşmuyordu. Bir gün cesaret edip gölgeye seslendi: “Kimsin?” Gölge cevap vermedi, sadece el salladı. Ve her gün aynı saatte geri geldi. İnsanlar gitti, yıllar geçti ama gölge hep oradaydı. Sanki kimse unutulmasın diye bekliyordu.
11. Mavi Zarf
Bir sabah kapının önünde mavi bir zarf bulundu. Ne gönderici adresi vardı, ne de alıcı adı… İçinde ise yalnızca boş bir kâğıt. Ev sahibi önce anlam veremedi, sonra her gün aynı renkte bir zarf gelmeye başladı. Haftalarca süren bu sessiz teslimatlar sonunda kâğıtların üzerine yazılar belirmeye başladı: “Ben buradayım.” İnsan, zarfı göndereni hiç bulamadı. Ama artık hiç yalnız hissetmedi.
12. Yalnız Sandal
Gölün kıyısında yıllardır bağlı duran küçük bir sandal vardı. Kimse binmiyor, kimse dokunmuyordu. Fakat her sabah ipi çözülmüş, gölün ortasında dalgaların üzerinde salınırken bulunuyordu. Köylüler bunun rüzgârla olduğunu düşündü. Oysa bir zamanlar gölde boğulan bir balıkçının hayali, her gece sandala binip eski yollarını gezmeye devam ediyordu.